• Grey YouTube Icon
  • Grey Facebook Icon
  • Grey Instagram Icon
  • Grey Pinterest Icon
  • Grey Vimeo Icon

Frederick Scott Archer
Fotoğraf : Robert Cade 1856

Fotoğrafı ilk olarak kimin icat ettiği halen tartışma konusudur. 1839 yılında Fransız Louis Daguerre 1787-1851) ve İngiliz Henry Fox Talbot (1800-1877) birbirlerinden bağımsız olarak farklı teknikler kullanarak görüntüyü sabitlemeyi başardılar. Ancak her iki tekniğin de noksan tarafları, uygulamadaki zorluklar ve yüksek telif ücretleri nedeniyle fotoğrafın nimetlerinden sadece çok dar bir çevre yararlanabildi.

Nihayet 1851 yılında İngiliz heykeltıraş Frederick Scott Archer (1813-1857) Wet Collodion (Islak Kolodyum) tekniğini geliştirene kadar. Kendinden önceki tekniklerin üstün taraflarını birleştirmesi ve Archer’ın icadını hiçbir telif talebinde bulunmadan insanlığın kullanımıma sunması sayesinde Wet Collodion ile fotoğrafçılık hızla yayıldı.

Wet Collodion tekniğinde cam veya parlak siyah bir metal önceden hazırlanan bir kimyasal karışım ile kaplanıp, gümüş banyosunda bekletilerek ışığa hassas hale getirilir. Böylece cam veya metal plakanın üzerinde el yapımı bir film tabakası oluşturulmuş olur. Daha sonra bu plaka fotoğraf makinesinin içine yerleştirilir, pozlamadan sonra da karanlık odada geliştirici ve sabitleyici banyo işlemlerine tabi tutulur. Bütün işlemin 5-10 dakika içinde tamamlanması gerekir, aksi halde kimyasal maddeler kuruyacağı için fotoğraf bozulur. Son olarak plaka verniklenerek uzun yıllar bozulmadan kalması sağlanır. 1850’lerde yapılmış olan fotoğraflar günümüze kadar bozulmadan ulaşmıştır. Wet Collodion tekniği kullanarak hazırlanan cam negatifler sayesinde fotoğraflar kağıda basılarak çoğaltılabildiği gibi, camın arkası siyah bir madde ile kaplanarak veya siyah metal kullanılarak özgün pozitif imajlar yaratmak mümkündür.

Wet Collodion tekniği ile çalışmanın en önemli zorluğu, işlem uzadığı zaman plakanın üzerindeki film tabakası kuruduğundan dolayı karanlık oda işlemi dahil bütün çekimin 5-10 dakika içinde bitirilmesi şartıydı. Bu yüzden fotoğrafçılar karanlık odalarını beraberlerinde taşımak zorundaydılar. Bazı fotoğrafçılar karanlık oda işlemini özel olarak imal edilen kutularda gerçekleştirirken bazıları da bu işlem için çadır veya karavanlar kullanıyorlardı.